09-06-2026, 08:41 PM
[attachment=189208]
Hz. Muhammed'i Dünya'da Bir Kere Gören, Gökteki Yıldızlık Derecesine Ulaşır ve Ashabından Olur
İslam Bir Gün Sona Erip Bitecektir
Hz. Muhammed'i dünya hayatında, dünya gözü ile bir kere görmek… Bu, sıradan bir görme değildir.
İnsanların bugün anlayabileceği mânâda sadece bir insanı görmekten bahsetmiyoruz. Çünkü görülen, Allah'ın Resûlü'dür. Onun yüzünü görmek, onun sohbetinde bulunmak, onun sesini işitmek ve onunla aynı zamanda yaşamak, insanın manevî hayatında çok büyük bir tesir meydana getirmiştir.
Hz. Muhammed'i dünya gözüyle gören ve iman üzere vefat eden kimselere “Ashab” denilmiştir. Sahabe olmak, İslam tarihinde ulaşılabilecek en büyük şereflerden birisidir.
Çünkü sahabe, Resûlullah'ın zamanında yaşamış, onu görmüş, onunla beraber olmuş ve onun terbiyesinden nasiplenmiştir.
İşte burada çok önemli bir sır ortaya çıkmaktadır:
Hz. Muhammed'i bir defa görmek bile insanın manevî hayatında öyle büyük bir değişiklik meydana getirebiliyorsa, onun sohbetinde bulunmanın ve onun terbiyesinden geçmenin bereketi ne kadar büyük olur?
Tasavvuf yolunda buna sohbetin ve nazarın bereketi açısından bakılır.
İnsan, kendi gayretiyle yıllarca zikir, fikir, ibadet, mücahede ve nefs terbiyesi yaparak kat edeceği bazı mesafeleri, Allah'ın sevdiği bir kulunun sohbeti ve manevî terbiyesi sayesinde çok daha kısa zamanda kat edebilir.
Bu elbette kulun kendi gayretini ortadan kaldırmaz.
Fakat Allah dilerse bir bakış, bir sohbet veya bir gönül bağı, yıllarca sürecek bir manevî yolculuğun kapısını açabilir.
Ya Hz. Mehdi'yi Görenler?
Burada insanın aklına başka bir soru geliyor:
Hz. Muhammed'i gören sahabe bu kadar büyük bir makama ulaştıysa, ahir zamanda Hz. Mehdi'yi gören, onunla beraber olan, onun yanında ve yöresinde bulunan insanların hâli nasıl olacaktır?
Elbette Hz. Mehdi ile Hz. Muhammed'in makamları birbirine denk tutulamaz. Biri Allah'ın peygamberidir, diğeri ise ahir zamanda ortaya çıkacağına inanılan salih bir kul ve rehberdir.
Fakat mesele Allah'ın bir kuluna nasip ettiği manevî bereket ve insanların onun vesilesiyle yaşayabileceği değişim açısından ele alındığında üzerinde düşünülmesi gereken bir tarafı vardır.
Hz. Muhammed, insanların seyri sülûkünü, yani manevî yolculuklarını ve nefs terbiyelerini, uzun yıllar içerisinde kat edebilecekleri bazı merhaleleri, kendi sohbeti ve terbiyesi ile çok daha kısa zamanda aşmalarına vesile olmuştur.
Ben burada aynı mânânın, ahir zamanda Hz. Mehdi'nin çevresinde bulunacak insanlar için de bir bereket olarak ortaya çıkabileceğini düşünüyorum.
Çünkü Allah'ın bazı kullarına verdiği manevî tesir, onların yanında bulunan insanların hâlini değiştirebilir.
“Sen Seni Bil…”
İnsanın bütün yolculuğu aslında kendisini bilmekle başlar.
Sen seni bil…
Kendini bil.
Nefsini bil.
Nefsini bilen Rabbini bilmeye giden yolu bulur.
İnsan kendi nefsinin ne olduğunu gerçekten tanımaya başladığında, kendi içerisinde bulunan iyi ve kötü tarafları da görmeye başlar.
İnsanın içinde kibir vardır, öfke vardır, hırs vardır, haset vardır, korku vardır, sevgi vardır, merhamet vardır, şehvet vardır, iyilik vardır, kötülük vardır.
Bunların her birinin insandaki yerini anlamak, insanın kendisini tanıması bakımından çok önemlidir.
Sen kendi nefsinin cibilliyetini, yani yaratılıştan gelen özelliklerini tanımaya başladığında;
neyin sana fayda verdiğini, neyin sana zarar verdiğini, hangi davranışının seni Allah'a yaklaştırdığını, hangisinin seni uzaklaştırdığını daha iyi görmeye başlarsın.
Böylece insan kendi nefsinin hâkimiyetinden çıkıp, nefsini terbiye etmeye başlar.
İşte marifet yolunun önemli meselelerinden biri de budur.
İnsan kendisini tanımadan, kendi nefsinin oyunlarını fark etmeden, başkasını ve hatta dünyayı anlamaya çalışırsa çok şeyi eksik görür.
Fakat insan önce kendisine bakarsa, hayatın birçok meselesi onun için daha anlaşılır hâle gelir.
Seyri Sülûk ve Manevî Yolculuk
Tasavvuf yolunda insanın önünde uzun bir yol vardır.
Zikirler, evradlar, ibadetler, murakabe, nefis mücadelesi, sabır, teslimiyet, ihlas ve güzel ahlâk…
Bunların her biri insanın nefsini terbiye etmesinde birer vesiledir.
Bazı insanlar bu yolda yıllarca yürür.
Bazıları ise Allah'ın lütfu ile çok hızlı ilerler.
Çünkü manevî makamlar yalnızca insanın kendi gayretiyle elde edilen şeyler değildir.
Kul çalışır, gayret eder, kapıya gelir.
Fakat kapıyı açan Allah'tır.
Bu nedenle Allah'ın bazı kullarını başka kullarına vesile kılması mümkündür.
Bir insanın yanında bulunmak, onun sohbetini dinlemek, onun terbiyesine girmek, onun gösterdiği yolda yürümek, kişinin kendi iç dünyasında büyük değişikliklere sebep olabilir.
İşte Hz. Mehdi'nin zamanında bulunmanın bereketini de bu açıdan düşünmek gerekir.
Ahir Zamanda Mehdi'ye Gitmenin Bereketi
Ahir zamanda Hz. Mehdi'nin ortaya çıkacağına ve insanları hakka, adalete ve Allah'a yönelmeye davet edeceğine dair İslam geleneğinde çeşitli rivayetler bulunmaktadır.
Bu dönemde Hz. Mehdi'yi gerçekten bulabilen, onu tanıyabilen ve onun yanında bulunabilen insanların büyük bir manevî imtihanın içerisinde olacağı açıktır.
Çünkü mesele sadece “Mehdi'yi görmek” değildir.
Asıl mesele, onu gördükten sonra insanın kendi nefsine dönmesi ve Allah'ın rızasını aramasıdır.
Benim kanaatim şudur:
Onlarca yıl zikir ve evrad ile, tasavvuf yolunda, nefis terbiyesiyle ve seyri sülûk ile kat edilmesi gereken bir mesafe, Allah'ın lütfu ile bazı kullar için Hz. Mehdi'nin sohbeti ve terbiyesi içerisinde çok daha kısa zamanda kat edilebilir.
Yani Hz. Mehdi insanı adeta uçurur, onu kendi gayretiyle uzun zamanda ulaşacağı bir manevî makama daha hızlı ulaştırır.
Ve böylece o insan, Mehdi devrinin yıldızlarından biri hâline gelebilir.
Buradaki “yıldız” ifadesini, Allah'ın yolunda parlayan, insanlara yol gösteren, doğruluğu ve güzel ahlâkı ile örnek olan kimse mânâsında düşünmek gerekir.
“Benim Ashabım Gökteki Yıldızlar Gibidir”
Hz. Peygamberimizin ashabının faziletini anlatmak için meşhur bir rivayette şöyle denilmektedir:
“Benim ashabım gökteki yıldızlar gibidir; hangisine uyarsanız hidayet bulursunuz.”
Bu sözün ifade ettiği mânâ üzerinde düşünüldüğünde, sahabenin neden “yıldızlar” ile ifade edildiği daha iyi anlaşılır.
Gece karanlığında yıldız insana yönünü bulmasında yardımcı olur.
Sahabe de Resûlullah'ın terbiyesinden geçmiş insanlar olarak kendilerinden sonra gelen Müslümanlara İslam'ın nasıl yaşanacağını göstermişlerdir.
Onların hayatlarına baktığımızda iman, fedakârlık, sabır, teslimiyet, doğruluk ve Resûlullah'a bağlılığın birçok örneğini görürüz.
Bu sebeple sahabe, İslam tarihinin manevî gökyüzündeki yıldızları gibidir.
“İslam Garip Olarak Başladı…”
Yine meşhur bir hadis rivayetinde:
“İslam garip olarak başladı, yine garip olarak dönecektir.”
buyrulmaktadır.
Bu söz, İslam'ın ilk dönemlerinde Müslümanların azınlıkta kalmasını ve inananların çeşitli sıkıntılarla karşılaşmasını hatırlatırken, ahir zamanda da hak üzere kalmanın zorlaşabileceğine işaret eden bir mânâ taşır.
Buradaki “bitecektir” ifadesini de üzerinde düşünerek anlamak gerekir.
İslam'ın Allah katındaki hak din oluşunun sona ermesi değil; insanların İslam'dan uzaklaşması, dinin hükümlerinin ve hakikatin insanlar arasında garipleşmesi, hak üzere yaşayanların azalması şeklinde anlaşılmalıdır.
Çünkü Allah'ın dini insanların terk etmesiyle hakikat olmaktan çıkmaz.
Fakat insan açısından tehlike şudur:
İslam'ın son dönemlerinde, hakikati bulmak ve hak üzere kalmak çok daha zor hâle gelebilir.
İşte bundan dolayı insanın fırsatı varken kendisini hazırlaması gerekir.
“Ölmeden Nefsini Rabbinden Satın Al Kızım Fatma”
Hz. Muhammed'in Hz. Fatıma'ya söylediği rivayet edilen sözlerden biri de şu şekilde aktarılır:
“Ölmeden nefsini Rabbinden satın al, kızım Fatma.”
Bu söz üzerinde insanın uzun uzun düşünmesi gerekir.
Çünkü insanın önünde sonsuz bir zaman yoktur.
Ölüm geldiğinde insanın dünya hayatındaki imtihanı sona erer.
İnsan nefsini terbiye etmek, kendisini tanımak, Allah'a yönelmek ve hakikati aramak için ölmeden önce gayret etmelidir.
Dolayısıyla mesele yalnızca ahir zamanda Mehdi'yi aramak da değildir.
Asıl mesele, Allah'ı aramaktır.
Mehdi'yi aramak düşüncesi içerisinde bile insanın kendi nefsini unutması doğru değildir.
İnsan kendisini düzeltmeden, nefsini tanımadan, kibir ve taassuptan kurtulmadan, sırf bir şahsa bağlanmayı kurtuluş zannetmemelidir.
Çünkü gerçek kurtuluş Allah'ın rızasındadır.
Ölmeden Önce O Makama Eriş
İşte bütün mesele burada düğümleniyor.
Ölmeden önce…
İslam'ın garipleşeceği son zamanlara kalmadan önce…
Nefsin seni esir almadan önce…
Fırsat elinden çıkmadan önce…
Kendini tanı.
Nefsini tanı.
Rabbini ara.
Allah'ın sana açacağı kapıyı ara.
Ve eğer ahir zamanda Hz. Mehdi'nin zuhuruna yetişir, onu gerçekten bulur ve hakikaten tanırsan, onun yanında bulunmanın ve onun sohbetinden istifade etmenin büyük bir nimet olduğunu unutma.
Çünkü belki de insanın onlarca yılda kat edeceği bir yol, Allah'ın lütfu ile onun yanında çok daha kısa zamanda kat edilebilir.
Fakat burada en önemli nokta şudur:
Mehdi'yi bulmak kadar, bulduktan sonra hak üzere kalabilmek de önemlidir.
İnsan bir rehber ararken önce kendi nefsinin rehberliğinden kurtulmalıdır.
Kibirden kurtulmalıdır.
Dünya sevgisinin esiri olmaktan kurtulmalıdır.
Hakikati şahıslarda değil, Allah'ın rızasında aramalıdır.
Çünkü Allah dilerse bir kulunu başka bir kula vesile eder; fakat bütün vesilelerin sahibi yine Allah'tır.
Bu nedenle insanın ömrü boyunca araması gereken en büyük makam, Allah'ın rızasına ulaşma makamıdır.
Ve insanın elinde bunun için yalnızca dünya hayatı vardır.
Hz Muhammed'i Dünya da bir kere gören, gökteki Yıldızlık derecesine ulaşır "Ashab" tan olur
islam bir gün sona erip bitecektir
Hz Muhammed'i Dünya da, dünya gözü ile bir kere gören (ölmeden önce, yani baki aleme geçmeden önce, o şimdi baki alemde malesef) gökteki Yıldızlık derecesine ulaşır ve, "Ashab" tan olur.
Ya Hz. Mehdi yi Gören, mehdi ile birlikte olan, mehdi'nin yannda yöresinde olan?
Hz muhammed, insanların seyri süklükünü, onlarca senede kat edebilceği seyri sülükünü, bir defa onu görmek ile kat ettiriyordu.
Aynı tabiat mehdi de de var, mehdi bir insanı, cibilliyatı olan nefs makamına, bir bakışda erdiriverir.
Sen seni bil..
nefsini bil, nefsini bilen...
Nefsinin cibillyatı olan bir hayvanda, senin sifatların var, onu bul bil, ne iyi ne kötü, ne sana fayda verir .., marifetin ne, hepsini bilir bulursun, hayat ondan sonra sana kolay olur,...
Ahirzamanda Mehdiye gitmekte de böyle bir bereket var...
onlarca sene zikir ve evrad ile, tasauvvuf yolunda, yol katetmen gerekirken, hz mehdi seni uçurur, o makama erdirir, ve sen de mehdi'nin vaktinin yıldızı oluverirsin.
Peygamber Efendimiz buyuruyor:
“Benim ashabım gökteki yıldızlar gibidir, hangisini izlerseniz hidayet bulursunuz.”
“İslam garip olarak başladı, yine garip olarak bitecektir.”
yani islam bitecek
o yüzden
"ölmeden nefsini rabbinden satın al kızım fatma"
dedi hz muhammed.
ölmeden önce, ve islam bitmeden önce, o makama eriniz, yoksa sonda kalan olma! gücün varsa, mehdiyi ara, bil bul, ve hemen mehdiye git.. vesselam..
Ölmeden önce…
Nefsini Rabbinden satın al.
Fırsat varken kendini bil.
Nefsini bil.
Rabbini ara.
Ahir zamanda Hz. Mehdi'ye yetişmek nasip olursa, onun zamanında bulunmanın bereketinden istifade etmeye çalış.
Vesselam.
Raşit Tunca
Schrems, 02.12.2022
Hz. Muhammed'i Dünya'da Bir Kere Gören, Gökteki Yıldızlık Derecesine Ulaşır ve Ashabından Olur
İslam Bir Gün Sona Erip Bitecektir
Hz. Muhammed'i dünya hayatında, dünya gözü ile bir kere görmek… Bu, sıradan bir görme değildir.
İnsanların bugün anlayabileceği mânâda sadece bir insanı görmekten bahsetmiyoruz. Çünkü görülen, Allah'ın Resûlü'dür. Onun yüzünü görmek, onun sohbetinde bulunmak, onun sesini işitmek ve onunla aynı zamanda yaşamak, insanın manevî hayatında çok büyük bir tesir meydana getirmiştir.
Hz. Muhammed'i dünya gözüyle gören ve iman üzere vefat eden kimselere “Ashab” denilmiştir. Sahabe olmak, İslam tarihinde ulaşılabilecek en büyük şereflerden birisidir.
Çünkü sahabe, Resûlullah'ın zamanında yaşamış, onu görmüş, onunla beraber olmuş ve onun terbiyesinden nasiplenmiştir.
İşte burada çok önemli bir sır ortaya çıkmaktadır:
Hz. Muhammed'i bir defa görmek bile insanın manevî hayatında öyle büyük bir değişiklik meydana getirebiliyorsa, onun sohbetinde bulunmanın ve onun terbiyesinden geçmenin bereketi ne kadar büyük olur?
Tasavvuf yolunda buna sohbetin ve nazarın bereketi açısından bakılır.
İnsan, kendi gayretiyle yıllarca zikir, fikir, ibadet, mücahede ve nefs terbiyesi yaparak kat edeceği bazı mesafeleri, Allah'ın sevdiği bir kulunun sohbeti ve manevî terbiyesi sayesinde çok daha kısa zamanda kat edebilir.
Bu elbette kulun kendi gayretini ortadan kaldırmaz.
Fakat Allah dilerse bir bakış, bir sohbet veya bir gönül bağı, yıllarca sürecek bir manevî yolculuğun kapısını açabilir.
Ya Hz. Mehdi'yi Görenler?
Burada insanın aklına başka bir soru geliyor:
Hz. Muhammed'i gören sahabe bu kadar büyük bir makama ulaştıysa, ahir zamanda Hz. Mehdi'yi gören, onunla beraber olan, onun yanında ve yöresinde bulunan insanların hâli nasıl olacaktır?
Elbette Hz. Mehdi ile Hz. Muhammed'in makamları birbirine denk tutulamaz. Biri Allah'ın peygamberidir, diğeri ise ahir zamanda ortaya çıkacağına inanılan salih bir kul ve rehberdir.
Fakat mesele Allah'ın bir kuluna nasip ettiği manevî bereket ve insanların onun vesilesiyle yaşayabileceği değişim açısından ele alındığında üzerinde düşünülmesi gereken bir tarafı vardır.
Hz. Muhammed, insanların seyri sülûkünü, yani manevî yolculuklarını ve nefs terbiyelerini, uzun yıllar içerisinde kat edebilecekleri bazı merhaleleri, kendi sohbeti ve terbiyesi ile çok daha kısa zamanda aşmalarına vesile olmuştur.
Ben burada aynı mânânın, ahir zamanda Hz. Mehdi'nin çevresinde bulunacak insanlar için de bir bereket olarak ortaya çıkabileceğini düşünüyorum.
Çünkü Allah'ın bazı kullarına verdiği manevî tesir, onların yanında bulunan insanların hâlini değiştirebilir.
“Sen Seni Bil…”
İnsanın bütün yolculuğu aslında kendisini bilmekle başlar.
Sen seni bil…
Kendini bil.
Nefsini bil.
Nefsini bilen Rabbini bilmeye giden yolu bulur.
İnsan kendi nefsinin ne olduğunu gerçekten tanımaya başladığında, kendi içerisinde bulunan iyi ve kötü tarafları da görmeye başlar.
İnsanın içinde kibir vardır, öfke vardır, hırs vardır, haset vardır, korku vardır, sevgi vardır, merhamet vardır, şehvet vardır, iyilik vardır, kötülük vardır.
Bunların her birinin insandaki yerini anlamak, insanın kendisini tanıması bakımından çok önemlidir.
Sen kendi nefsinin cibilliyetini, yani yaratılıştan gelen özelliklerini tanımaya başladığında;
neyin sana fayda verdiğini, neyin sana zarar verdiğini, hangi davranışının seni Allah'a yaklaştırdığını, hangisinin seni uzaklaştırdığını daha iyi görmeye başlarsın.
Böylece insan kendi nefsinin hâkimiyetinden çıkıp, nefsini terbiye etmeye başlar.
İşte marifet yolunun önemli meselelerinden biri de budur.
İnsan kendisini tanımadan, kendi nefsinin oyunlarını fark etmeden, başkasını ve hatta dünyayı anlamaya çalışırsa çok şeyi eksik görür.
Fakat insan önce kendisine bakarsa, hayatın birçok meselesi onun için daha anlaşılır hâle gelir.
Seyri Sülûk ve Manevî Yolculuk
Tasavvuf yolunda insanın önünde uzun bir yol vardır.
Zikirler, evradlar, ibadetler, murakabe, nefis mücadelesi, sabır, teslimiyet, ihlas ve güzel ahlâk…
Bunların her biri insanın nefsini terbiye etmesinde birer vesiledir.
Bazı insanlar bu yolda yıllarca yürür.
Bazıları ise Allah'ın lütfu ile çok hızlı ilerler.
Çünkü manevî makamlar yalnızca insanın kendi gayretiyle elde edilen şeyler değildir.
Kul çalışır, gayret eder, kapıya gelir.
Fakat kapıyı açan Allah'tır.
Bu nedenle Allah'ın bazı kullarını başka kullarına vesile kılması mümkündür.
Bir insanın yanında bulunmak, onun sohbetini dinlemek, onun terbiyesine girmek, onun gösterdiği yolda yürümek, kişinin kendi iç dünyasında büyük değişikliklere sebep olabilir.
İşte Hz. Mehdi'nin zamanında bulunmanın bereketini de bu açıdan düşünmek gerekir.
Ahir Zamanda Mehdi'ye Gitmenin Bereketi
Ahir zamanda Hz. Mehdi'nin ortaya çıkacağına ve insanları hakka, adalete ve Allah'a yönelmeye davet edeceğine dair İslam geleneğinde çeşitli rivayetler bulunmaktadır.
Bu dönemde Hz. Mehdi'yi gerçekten bulabilen, onu tanıyabilen ve onun yanında bulunabilen insanların büyük bir manevî imtihanın içerisinde olacağı açıktır.
Çünkü mesele sadece “Mehdi'yi görmek” değildir.
Asıl mesele, onu gördükten sonra insanın kendi nefsine dönmesi ve Allah'ın rızasını aramasıdır.
Benim kanaatim şudur:
Onlarca yıl zikir ve evrad ile, tasavvuf yolunda, nefis terbiyesiyle ve seyri sülûk ile kat edilmesi gereken bir mesafe, Allah'ın lütfu ile bazı kullar için Hz. Mehdi'nin sohbeti ve terbiyesi içerisinde çok daha kısa zamanda kat edilebilir.
Yani Hz. Mehdi insanı adeta uçurur, onu kendi gayretiyle uzun zamanda ulaşacağı bir manevî makama daha hızlı ulaştırır.
Ve böylece o insan, Mehdi devrinin yıldızlarından biri hâline gelebilir.
Buradaki “yıldız” ifadesini, Allah'ın yolunda parlayan, insanlara yol gösteren, doğruluğu ve güzel ahlâkı ile örnek olan kimse mânâsında düşünmek gerekir.
“Benim Ashabım Gökteki Yıldızlar Gibidir”
Hz. Peygamberimizin ashabının faziletini anlatmak için meşhur bir rivayette şöyle denilmektedir:
“Benim ashabım gökteki yıldızlar gibidir; hangisine uyarsanız hidayet bulursunuz.”
Bu sözün ifade ettiği mânâ üzerinde düşünüldüğünde, sahabenin neden “yıldızlar” ile ifade edildiği daha iyi anlaşılır.
Gece karanlığında yıldız insana yönünü bulmasında yardımcı olur.
Sahabe de Resûlullah'ın terbiyesinden geçmiş insanlar olarak kendilerinden sonra gelen Müslümanlara İslam'ın nasıl yaşanacağını göstermişlerdir.
Onların hayatlarına baktığımızda iman, fedakârlık, sabır, teslimiyet, doğruluk ve Resûlullah'a bağlılığın birçok örneğini görürüz.
Bu sebeple sahabe, İslam tarihinin manevî gökyüzündeki yıldızları gibidir.
“İslam Garip Olarak Başladı…”
Yine meşhur bir hadis rivayetinde:
“İslam garip olarak başladı, yine garip olarak dönecektir.”
buyrulmaktadır.
Bu söz, İslam'ın ilk dönemlerinde Müslümanların azınlıkta kalmasını ve inananların çeşitli sıkıntılarla karşılaşmasını hatırlatırken, ahir zamanda da hak üzere kalmanın zorlaşabileceğine işaret eden bir mânâ taşır.
Buradaki “bitecektir” ifadesini de üzerinde düşünerek anlamak gerekir.
İslam'ın Allah katındaki hak din oluşunun sona ermesi değil; insanların İslam'dan uzaklaşması, dinin hükümlerinin ve hakikatin insanlar arasında garipleşmesi, hak üzere yaşayanların azalması şeklinde anlaşılmalıdır.
Çünkü Allah'ın dini insanların terk etmesiyle hakikat olmaktan çıkmaz.
Fakat insan açısından tehlike şudur:
İslam'ın son dönemlerinde, hakikati bulmak ve hak üzere kalmak çok daha zor hâle gelebilir.
İşte bundan dolayı insanın fırsatı varken kendisini hazırlaması gerekir.
“Ölmeden Nefsini Rabbinden Satın Al Kızım Fatma”
Hz. Muhammed'in Hz. Fatıma'ya söylediği rivayet edilen sözlerden biri de şu şekilde aktarılır:
“Ölmeden nefsini Rabbinden satın al, kızım Fatma.”
Bu söz üzerinde insanın uzun uzun düşünmesi gerekir.
Çünkü insanın önünde sonsuz bir zaman yoktur.
Ölüm geldiğinde insanın dünya hayatındaki imtihanı sona erer.
İnsan nefsini terbiye etmek, kendisini tanımak, Allah'a yönelmek ve hakikati aramak için ölmeden önce gayret etmelidir.
Dolayısıyla mesele yalnızca ahir zamanda Mehdi'yi aramak da değildir.
Asıl mesele, Allah'ı aramaktır.
Mehdi'yi aramak düşüncesi içerisinde bile insanın kendi nefsini unutması doğru değildir.
İnsan kendisini düzeltmeden, nefsini tanımadan, kibir ve taassuptan kurtulmadan, sırf bir şahsa bağlanmayı kurtuluş zannetmemelidir.
Çünkü gerçek kurtuluş Allah'ın rızasındadır.
Ölmeden Önce O Makama Eriş
İşte bütün mesele burada düğümleniyor.
Ölmeden önce…
İslam'ın garipleşeceği son zamanlara kalmadan önce…
Nefsin seni esir almadan önce…
Fırsat elinden çıkmadan önce…
Kendini tanı.
Nefsini tanı.
Rabbini ara.
Allah'ın sana açacağı kapıyı ara.
Ve eğer ahir zamanda Hz. Mehdi'nin zuhuruna yetişir, onu gerçekten bulur ve hakikaten tanırsan, onun yanında bulunmanın ve onun sohbetinden istifade etmenin büyük bir nimet olduğunu unutma.
Çünkü belki de insanın onlarca yılda kat edeceği bir yol, Allah'ın lütfu ile onun yanında çok daha kısa zamanda kat edilebilir.
Fakat burada en önemli nokta şudur:
Mehdi'yi bulmak kadar, bulduktan sonra hak üzere kalabilmek de önemlidir.
İnsan bir rehber ararken önce kendi nefsinin rehberliğinden kurtulmalıdır.
Kibirden kurtulmalıdır.
Dünya sevgisinin esiri olmaktan kurtulmalıdır.
Hakikati şahıslarda değil, Allah'ın rızasında aramalıdır.
Çünkü Allah dilerse bir kulunu başka bir kula vesile eder; fakat bütün vesilelerin sahibi yine Allah'tır.
Bu nedenle insanın ömrü boyunca araması gereken en büyük makam, Allah'ın rızasına ulaşma makamıdır.
Ve insanın elinde bunun için yalnızca dünya hayatı vardır.
Hz Muhammed'i Dünya da bir kere gören, gökteki Yıldızlık derecesine ulaşır "Ashab" tan olur
islam bir gün sona erip bitecektir
Hz Muhammed'i Dünya da, dünya gözü ile bir kere gören (ölmeden önce, yani baki aleme geçmeden önce, o şimdi baki alemde malesef) gökteki Yıldızlık derecesine ulaşır ve, "Ashab" tan olur.
Ya Hz. Mehdi yi Gören, mehdi ile birlikte olan, mehdi'nin yannda yöresinde olan?
Hz muhammed, insanların seyri süklükünü, onlarca senede kat edebilceği seyri sülükünü, bir defa onu görmek ile kat ettiriyordu.
Aynı tabiat mehdi de de var, mehdi bir insanı, cibilliyatı olan nefs makamına, bir bakışda erdiriverir.
Sen seni bil..
nefsini bil, nefsini bilen...
Nefsinin cibillyatı olan bir hayvanda, senin sifatların var, onu bul bil, ne iyi ne kötü, ne sana fayda verir .., marifetin ne, hepsini bilir bulursun, hayat ondan sonra sana kolay olur,...
Ahirzamanda Mehdiye gitmekte de böyle bir bereket var...
onlarca sene zikir ve evrad ile, tasauvvuf yolunda, yol katetmen gerekirken, hz mehdi seni uçurur, o makama erdirir, ve sen de mehdi'nin vaktinin yıldızı oluverirsin.
Peygamber Efendimiz buyuruyor:
“Benim ashabım gökteki yıldızlar gibidir, hangisini izlerseniz hidayet bulursunuz.”
“İslam garip olarak başladı, yine garip olarak bitecektir.”
yani islam bitecek
o yüzden
"ölmeden nefsini rabbinden satın al kızım fatma"
dedi hz muhammed.
ölmeden önce, ve islam bitmeden önce, o makama eriniz, yoksa sonda kalan olma! gücün varsa, mehdiyi ara, bil bul, ve hemen mehdiye git.. vesselam..
Ölmeden önce…
Nefsini Rabbinden satın al.
Fırsat varken kendini bil.
Nefsini bil.
Rabbini ara.
Ahir zamanda Hz. Mehdi'ye yetişmek nasip olursa, onun zamanında bulunmanın bereketinden istifade etmeye çalış.
Vesselam.
Raşit Tunca
Schrems, 02.12.2022